17 Ocak 2009 Cumartesi

EVLİLİK TERAPİSİ

Tartışmaların, kavgaların, çatışmaların sürekli olduğu bir aile ortamında eşlerin ilişkilerini sağlıklı değerlendirmeleri ve evliklerini bitirme konusunda sağlıklı karar vermeleri beklenemez. Problemli evliliklerde eşlerden birinin ya da her ikisinin psikolojik sorunlar yaşaması olasıdır.Tedavi veya destek için kliniğe başvuran kişiler daha çok depresyon, anksiyete, psikosomatik vb şikayetler iletmektedirler. Ayrıntılı değerlendirmelerde asıl sorunun mutsuz evliliklerinden kaynaklandığı tespit edilmekte ve kişiler evlilik terapisine yönlendirilmektedir.



Eşinden ayrılma düşüncesiyle evlilik terapisine gelen bir eşe verilecek yanıt bu kararın verilmesi için ilişkinin düzelmesinin beklenmesidir. Belli bir süre( ortalama onbeş gün) birbirleriyle yüz yüze görüşmemeleri, birbirlerinden haberdar olmamaları, evlerini ayırmaları, telefonda dahi görüşmemeleri önerilir. Terapinin başlangıcında eşine yoğun kızgınlık duyguları besleyen, onu hayatından çıkarmakta kararlı olan eş başta bu bekleme sürecini reddetse de terapi süreci içerisinde bu önerinin ne kadar sağlıklı olduğunu görecektir. Gerçek duygularının aslında bu duygular olmadığını , bu kararı aslında sadece o anki kızgınlık duygularıyla verdiğini fark edebilir ve evliliğine devam edebilir. Ayrılma kararının ertelenmesi sürecinde terapist ile beraber sorunlar tüm boyutuyla tek tek ele alınır, tarafların olumlu olumsuz tüm duygu, düşünce ve davranışları analiz edilir , yaşanan çatışmalarda eşlerin üstlendiği yanlış roller tespit edilerek aslında sağlıklı bir ilişki modeli yaşamadıkları eşlere objektif bir şekilde gösterilir ve sağlıklı bir ilişki için takip edecekleri yolları belirlemelerine yardımcı olunur. İlişkisini daha sağlıklı değerlendirebilecek bir düzeye gelen( yada depresyondan çıkan) eş artık evliliğinin devam edip etmeyeceğine kendisi karar verecektir.
Evlilik terapisinde amaç; ilişkiyi sağlıklı hale getirmektir.Aslında sorun olan, o anki yaşanan problem değil ilişkinin kendisidir. Bu nedenle sadece sorunun çözülmesi evliliği kurtarmaz evliliği kurtaran ilişkinin düzelmesidir.Çünkü eşler arasında kurulan sağlıklı ilişkilerde yaşanacak tüm problemler karşılıklı konuşularak evliliğe zarar vermeden çözülecektir.


Sorunlu ilişkilerde eşlerin şikayetleri genellikle şu şekillerdedir:
“sen önceden hiç böyle değildin, artık çok değiştin, beni dinlemiyorsun bile..”
“beni hiç anlamadın..”
“hep böyleydin ve hiç değişmeyeceksin!”
“artık sana da bu evliliğe de dayanamıyorum."
“beni sevmiyorsun, artık bana değer vermiyorsun”
“seninle artık birlikte olmamın anlamı yok ben bu evliliği artık bitiriyorum.”


Bu düşüncelere sahip olan,birbirlerinin dediğine tahammül edemeyen, oturup birlikte bir şeyler paylaşamayan, ufak şeylerde çok büyük tepkiler gösteren, birbirine dokunmayan, cinsel ilişkide bulunamayacak noktalara gelen, evliliğinden artık doyum alamayan mutsuz çiftlerin ilişki boyutlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Terapide her birey yaşanan problem karşısında kendi düşünce ve duygularını ortaya koyarken terapistin yaptığı eşlerden her birinin:
- Diğerine duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmesine
- Diğerine karşı incitici bir davranışta bulunmamasına
- Diğerinden beklentilerini açıkça ifade edebilmesine
- Diğerinin bazı davranışlarını olduğu gibi kabul edebilmesine
- Diğerinin duygu ve düşüncelerini anlamasına
- Diğerini doğru bir şekilde dinlemesine yardımcı olmaktır.Tüm bu davranışların yapıldığı bir evlilikte doyum sağlanmış olacaktır.


Evlilik terapisinde eşlerin her ikisinin varlığı çok önemlidir. Bazen toplumsal baskılar ve kişilik yapıları nedeni ile diğer eş terapi sürecine katılmayabiliyor. Bazen de kızgın olan eş diğer eşi cezalandırmak için terapi sürecine katılmayı reddedebiliyor. Bir taraf ilişkiyi düzeltmeye ve evliliği kurtarmaya çalışıyorken diğer tarafın duyarsız kalması işi içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Böyle bir durumda yapılması gereken terapiye tek taraflı da olsa başlanması gerektiğidir. Tek taraflı olarak evliliği kurtarmak zordur ama yine de sizin ilişkideki rollerinizi görmeniz, kendinizi fark etmeniz, çatışmaları çözümlemeniz, ilişkinizi düzeltmeniz belki de onu terapiye ikna edecek yolları bulmanız açısından önemli olacaktır. Eşlerden birinin kendini değiştirmesi, düzeltmesi ve ilişkide gelişme sağlanması diğer eşi de terapi sürecine sokabilir.


Ayrılma kararıyla geldikleri danışma merkezlerinden terapi süreçleri sonucunda birbirlerini sevdiğini söyleyerek el ele çıkan eşlerin sayısı az değildir. Evlilikteki problemler, tartışmalar, anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar siz evli kaldığınız sürece devam edecek bunların olmamasını istemek, beklemek boşuna önemli olan çatışmalarınıza çözüm yolları bulabilmek,karşılıklı problemleri dile getirebilmek, kendi davranışlarının farkına vararak eşin duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmak. O zaman ilişkinizi belli bir dengede tutarak “eşimi çok seviyorum, mutlu bir evliliğim var” diyebilirsiniz. Boşanma kararıyla çıkan eşler ise; bu kararlarını sağlıklı bir şekilde değerlendirdiklerinden gelecekte hiç pişmanlık duymadan , geçmişin izlerini üzerlerinde taşımadan mutlu bir birey olarak yaşamına devam edebilecektir.

Uzm. Dr. Gökçe Küçükyazıcı
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi




http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/

ÇOCUK ve YAS

Kayıplar ( ölüm) kavranması, benimsenmesi zor bir gerçektir. Yetişkinler ölümü tanımalarına rağmen sevdiklerine, yakınlarına, bir türlü konduramaz, yakıştıramaz ve kabullenemezken, bu gerçeği çocukların anlayıp kavraması hiç kolay değildir. Bu durum onların bilişsel olgunluk düzeyine göre değişir. Çocuklar çok erken yaşta ölümle ilgilenmeye başlarlar. İlk çocukluk yıllarında ölüm korkutucu değildir.
3-4 yaş için, uzun bir ayrılık, yada dönüşü olan bir yolculuktur. Bu yaşlarda ölüm, sadece canlılar için değil, cansızlar için de vardır.5-6 yaşlarında ölümün bir son olduğunu anlamaya başlarlar. Ancak asla geri dönüşü olmayacağını tam olarak kavrayamazlar. Bu yaşlarda gömülme ile ilgili sorular sorarlar.6-7 yaşlarında ölüme karşı duygusal tepkiler başlar. 7-10 yaşlarında artık ölüm bir sondur, evrenseldir, kaçınılmazdır.10-12 yaşlarında ise ölümün felsefi yönü ile ilgilenirler.

Çocuklar, kayıplar karşısında yetişkinler gibi üzülseler de bunu farklı tepkilerle ortaya koyarlar.
- Kızgınlık suçluluk duyabilirler bunun sonucunda da tutarsız tepkiler gösterebilirler.
- Bazen hüzünlü, bazen neşeli olabilirler.
- Kendisinin öleceğinden korkarak, kayıp karşısında, itiraz etme, inkar etme gibi duygulara sığınabilirler.
- Kaygıları artabilir, öfkeli olabilirler.
- Uykuya dalma güçlükleri görülebilir.
- Okul sorunları veya çeşitli fiziksel şikayetler olabilir.

Bazı çocuklar ise hiç bir şey olmamış gibi yaşantılarına devam edebilirler.Kayıp sonucundaki yas dönemlerinde çocuğun yaşına uygun açıklamalar yapmak, soru sormasına, konu ile ilgili konuşmasına izin vermek, duyguları saklamamak, onlarla kaygıları hakkında konuşmak, cenaze törenine katılmasına izin vermek, yas sürecini daha sağlıklı geçirmelerine yardımcı olacaktır.

Mürvet Ülkü
Psikolog

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi

http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/

TRAVMA ve ÇOCUK

Travma, bütünün parçalanması, sürekliliğin kesintiye uğramasıdır. Travma, ruhun uyaranlara karşı tamponlarını yıkar ve böylece onun alışık olduğu savunmalarını ve hareket tarzını bozarak karışıklığa ve oryentasyon bozukluğuna iter.

Travma ile birlikte geçmiş ve gelecek arasındaki süreklilik kesintiye uğramıştır. Travmaya kişisel sebepler (yakınların aniden kaybı, kaza vb.) sebepler yol açabildiği gibi , yangın, deprem, sel baskını gibi doğal afetler sonucu da görülebilir.

Çocukların karşılanması gereken ihtiyaçları vardır. Anne babalar, bu ihtiyaçları karşılayan kişilerdir. Bu, çocuklar için doğal öğrenmedir. Onlara dayanırlar, onlara güvenirler, onların koruyuculuklarına, sevgi ve desteklerine ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyaçlar birdenbire kesintiye uğrarsa kendilerini güvensiz ve korunmasız hissederler.

Yaşanan travmaya büyüklerin tepkileri çocuklar için önemlidir. Çünkü dünyaya onların gözleri ile bakarlar, tepkilerini kontrol ederler. Çocuklar dünyanın adil olduğuna inanmalıdır. Eğer bu inançları sarsılırsa geleceğe ait güvenleri sarsılır. Tıpkı büyükler gibi çocuklar da travma sonrası bazı savunma mekanizmaları geliştirirler. Bu kullandıkları yollar, onların yaşadıkları durum karşısında kendi bütünlüklerini koruma, durumu daha anlaşılır kılma, oluşan farklılıklara uyum sağlayabilme sürecinde yardımcı olma yollarıdır.

- Bazen yalan söylerler. Hiç bir şey olmamış gibi davranabilirler.
- Yaşadıkları felaketten öncesine oranla daha fazla hareketli olabilirler.
- İsteklerinin hemen yerine getirilmesini isteyebilirler.
- Sessizleşir, donuklaşırlar, içe kapanırlar.
- Depresyon görülebilir.
- Korkuları artar.
- Bazen de dışa vurdukları hayal ve fantazileri vardır.

Mürvet Ülkü
Psikolog

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi



http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/

TAŞINMA ve ÇOCUK

Taşınma çocuklar için önemli bir değişiklik ve bu nedenle bir stres kaynağıdır. Bu durumda çocuk alışık olduğu çevreden , okulundan, öğretmeninden, oradaki ve mahalledeki arkadaşlarından ayrılmaktadır. Okul değişimi yapılmasa bile yaşadığı ortam ve çevresi değişmekte, okula gidiş ve serviste geçirilen zaman artmakta ve çocuğun yatma kalkma saatlerinde değişmeler olabilmektedir. Taşınma gibi önemli değişikliklere her çocuğun tepkisi farklı olmaktadır. Değişime çabuk ayak uydurabilen çocuklar bu süreci daha rahat atlatırken, bazı çocuklar uyum güçlükleri yaşayabilmektedir. Bir çocuğun uyum bozukluğu yaşadığını erken fark etmek veya çocuğu duruma önceden hazırlamak için gerekli önlemleri almak önemlidir. Uyum güçlüğü genellikle taşınmadan sonraki ilk 3 ay içinde kendini gösterebilir.

Eğer çocukta çabuk ağlama, uyku bozuklukları, iştah değişiklikleri, içe kapanma, sinirlilik, alt ıslatma problemleri, gece korkuları, kaygılar, ders başarısında düşme, dikkat eksikliği, okula gitmekte isteksizlik, kavgacılık, okuldan kaçma, anneden ayrılamama, karın ağrısı ve bulantı gibi daha önce varolmayan sorunlar ortaya çıkmışsa, bu çocukta bir uyum sorunu yaşandığının göstergesi olabilir. Çocuklar duygularını sözel olarak yeterli bir şekilde ifade edemediklerinden bu tip davranış değişiklikleri anne-babalar için önemli ipuçlarıdır. Bazı çocuklarsa ortama uyum sağlayamaması veya yaşadığı sorunların sebebi olarak ebeveynlerini gösterebilir ve bu nedenlerle onlara tartışmaya girebilir.

Yeni eve taşınmadan bir süre önce çocukla birlikte yeni çevrenin gezilmesi, evle ve yeni odasıyla ilgili planlar yapılması, eğer okul değişikliği yapılacaksa önceden okulun gidip görülmesi, yeni öğretmeniyle tanıştırılması, çocuğun okulda ilk zamanlarda kendini yalnız hissetmemesi için yeni komşularından aynı okula giden çocukları varsa onlarla tanıştırılması, çocuğun ilk gün kendini yalnız hissetmemesi ve en azından çevresinde birkaç tanıdık yüz görmesi faydalı olacaktır.

Okuldan geldiğinde ailenin çocuğun okulda yaşadıkları ile ilgili sorular sorması, neler hissettiğini anlatabilmesi için ortam yaratılmalıdır. Çocuğun yaşadıklarının normal bir süreç ancak geçici olduğu konusunda moral verici ve destekleyici olmaları önemlidir. Ancak bütün çabanıza rağmen çocuğun uyum sorunları devam ediyor ve işlevselliğini engellemeye başlıyorsa bir uzmandan yardım almak faydalı olacaktır.

Uzm. Dr. Gökçe Küçükyazıcı
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi



http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/

DOĞUM SONRASI DEPRESYON

Doğum sonrası kucağında bebeği ile hastaneden ayrılan anne bu mutluluğu yaşamanın yanında bu canlının tüm sorumluluğunu taşıma bilinci ile endişeli, kaygılı ve ne yapacağını bilememe duygularını da birlikte yaşayacaktır. Doğum sonrası yaşanan hormonel değişimler bu sürece fizyolojik olarak etki etmekle beraber psikolojik olarak da bazı hassasiyetleri arttırmaktadır. Annenin doğum sonrası vücudundaki tüm değişimlere uyum sağlamaya çalışmasının yanında bebeğine iyi bakabilmek, onu sağlıklı büyütebilmek, ağladığında ihtiyaçlarına cevap verebilmek için yeterli bir anne olabilme duygusunu taşımak annenin psikolojik olarak hassas bir döneme girmenin başlangıcını oluşturacaktır.

Doğum sonrası hüzün olarak adlandırılan bu durum anne için normal bir süreçtir. Hamile kalmadan önceki dönemde yapabildiği bazı şeyleri artık yapamayacak , kendisine eskisi kadar zaman ayıramayacaktır. Zamanının neredeyse tümünü bebeğinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere programlamak zorundadır. 10-15 gün içerisinde anne- bebek birbirine uyum sağlayabilmiş bir hale artık gelebilmiştir. Anne artık bebeğini emzirebilir, onu uyutabilir ve diğer ihtiyaçlarını giderebilir bir sürece girmiştir. Bir anne olduğunun ve çok güzel bir varlığa sahip olduğunun bilincindedir. Hamilelik döneminde annenin bu sürece gireceğini bilmesi doğum sonrasında bu dönemi daha kolay atlatmasını sağlayacaktır. Bu hüzün dönemini atlatamayan ve daha uzun süre bu belirtileri yaşayan kişilerde durum artık daha farklı bir hale gelmiş tedavi edilmesi gereken bir boyuta ulaşmıştır.

Doğum sonrası depresyon doğumdan iki ya da dört hafta içinde ortaya çıkabilir. Planlı olmayan bir gebelikse yani anne olmaya duygusal açıdan hazır değilse, eş desteği yoksa, hamilelik öncesi sorunlu bir evlilik söz konusuysa, kişi daha önceden depresyon geçirmişse, ailesinde daha önceden depresyon geçirme öyküsü söz konusu ise , psiko-sosyal destek sağlanamıyorsa, riskli bir hamilelik dönemi geçirilmişse, hamilelik döneminde veya doğum sonrasında olumsuz bir yaşam olayı ile karşılaşılmışsa ( iş kaybı, para kaybı, vefat vb süreç) kişinin doğum sonrası depresyon geçirme olasılığı artmaktadır.

Doğum sonrası depresyon yaşayan anne gün içinde sürekli yoğun bir sıkıntı yaşamaktadır, bebeğiyle kurmuş olduğu iletişimde endişeleri artmıştır , dönem dönem bebeğine bakamayacak hatta dokunamayacak bir duruma gelebilir, sürekli ağlama nöbetleri gösterebilir, iştahı azalabilir, iyi bir anne olamayacağı düşüncesi yoğunlaşabilir ve bu konuda umutsuzluk duyguları hakimdir. Annelikle ilgili yetersizlik duyguları gösterebilir ve bebek bakımı ile ilgili korkular yaşayabilir. Sürekli yorgunluk ve halsizlik , uykuda artma ya da azalma görülebilir.Dikkatini bir türlü toparlayamaz. Bebeğin bakımındaki yetersizliği ile ilgili suçluluk duyguları görülebilir. Yaşamdan bıktığı ve ölmek istediğini ifade eden cümleler bile kurabilir.

Yaşanan bu süreçte annenin kesinlikle bir uzman desteği alması gerekmektedir. Tedavide amaç; kişinin annelik duygusunu tanımlamasına yardımcı olmak, annelikte karşılaşabilecek zorlukları ortaya koymak ve bu zorluklarla baş etme becerilerini geliştirmesine yardımcı olmak, yaşamış olduğu tüm duyguları açıkça ifade edebilmesini sağlamaktır. Yoğun intihar düşünceleri, annenin bebeğe ve kendine bakamaması durumlarında ilaç desteği gerekebilir. Bu dönemde eş ve aile yakınlarının desteği de çok önemlidir. Bebeğin doğumundan itibaren fiziksel ve ruhsal gelişiminde anne ile kurmuş olduğu ilişki çok önemlidir. Annesini ememeyen ve ondan gerekli sevgi ve şevkati göremeyen bebeğin gelişiminin çok sağlıklı olması beklenemez. Bu nedenle doğum sonrası depresyon yaşayan annenin bir an önce bebeğinin bakımını üstlenebilecek , ona sevgi verebilecek bir duygulanıma sahip olması sağlanmalıdır.

Doğum sonrası hüzün ve doğum sonrası depresyonun dışında çok ciddi olarak nitelendirilen doğum sonrası psikoz da görülebilir. Doğum sonrası psikozda anne bebeği tamamen ret edebilir ve öldürme girişimlerinde bulunabilir. Kimsenin duymadığı sesler duyduğunu ifade edebilir. Bu durumda hemen bir psikiyatri uzmanından destek alınarak gerekli tedaviyi alması sağlanmalıdır.

Uzm. Dr. Gökçe Küçükyazıcı
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi



http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/

KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Anne babaların en çok yaptığı hata yeni gelen kardeşe ilgilerini azaltıp, diğer çocuğa olan ilgiyi arttırmalarıdır. Bu çocuk tarafından ödül olarak algılanıp olumsuz davranışı sürdürmesini tetikleyebilir. Ayrıca anne- babasının eskiye göre kendisine daha fazla ilgi göstermesi, onlardaki bu davranış değişikliğinden rahatsız olmasına ve bir şeylerin değiştiğinin işareti olduğunu düşünmesine neden olur.



Küçük kardeşi gibi bebeksi davranmalar, tuvalet kontrolünün kazanılmışken kaybedilmesi, eskisine göre daha fazla ağlama gibi yaşına göre gerileme davranışları yine yeni kardeşi olan çocuklarda sıkça görülür. Bu davranışlar çocuğun üzerine fazla gidilirse artış gösterir. Bunun yerine olumlu davranışlarının ön plana çıkartılması daha faydalı olacaktır. Örneğin "Aferin, bak artık kendi yemeğini kendin yemeğe başladın" gibi.
Sonuç olarak çocukları arasında kardeş kıskançlığı yaşanan anne-babaların göstermesi gereken tavır, çocukların her birine ihtiyacı ölçüsünde ilgi göstermek, kesinlikle eskisinden farklı ve abartılı davranmamak, çocuğa anlayacağı basit bir dille neden kardeşiyle daha fazla ilgilenmeleri gerektiğini anlatmaktır. Çocuğa ağabey veya abla olduğunun sürekli hatırlatılması bir süre sonra onda gergilik yaratacak ve buna tepkili davranmasına yol açacaktır.
Uzm. Dr. Gökçe Küçükyazıcı
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi


Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi


http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/

EVLAT EDİNME

Evlat edinilme ihtiyacı olan bir çocuk için çok faydalı ve çok olumlu bir durumdur. 2/3 oranında akrabalar arasındadır. Çocuklar ne kadar geç yaşta evlat edinilirse, sorunlar da o kadar erken başlar.Yaş büyüdükçe zorlukların da arttığı tespit edilmiştir. Her yer değiştirme çocukta ayrı bir travma yaratır. Bu gibi çocuklarda davranış bozuklukları dikkat dağınıklığı, yalan söyleme gibi sorunların daha fazla görüldüğü bilinmektedir.Eğer çocuk çok erken yaşta evlat edinilmişse sıklıkla bunun çocuğa ne zaman ve ne şekilde söyleneceği konusunda zorluklar yaşanır.

Okul öncesi dönemdeki çocuklarda soyut düşünce henüz gelişmemiştir, bu nedenle ağırlıklı olarak somut ve büyüsel düşünmektedirler. Sonuç olarak biyolojik ve yetiştiren ebeveynlerinin farklı olduğunu anlamakta güçlük çekerler.

Okul çağı çocukları artık biyolojik anne babalarının farklı olduğunu anlayabilecek olgunluğa erişmişlerdir. Bu dönemde evlat edinilmiş olduğunun söylenmesi her çocukta farklı tepkilere neden olabilir.Olayı bir stres faktörü olarak kabul ettiğimizde, yeni durumun kabullenilmesi bir uyum sürecini beraberinde getirecektir. Bu dönemde çocuklar zaten geçmişte bir kez terkedilmiş olduklarını düşünerek, tekrar terk edilme korkusuna kapılabilirler. Durum kendisine anlatıldığında uyku ve iştah bozuklukları, alt ıslatma, sinirlilik, davranış bozuklukları, tırnak yeme, dikkat eksikliği ve okul başarısında düşme gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Bu durum geçici olabileceği gibi uzun sürmesi çocuğun uyum sağlayamadığı anlamına gelir. Bu yaştaki çocuklar öz anne babalarının nasıl insanlar olduklarıyla ilişkili fikirler üretmeye başlarlar. Hem biyolojik hem yetiştiren anne-babalarıyla ilgili karışık duygulara sahip olurlar.

Çocuk biyolojik anne babaya olan öfkesini evlat edinen anne babaya gösterebilir. Kendisini gerçekten sevip sevmediklerini, onu bırakıp bırakmayacaklarını test etmek için ebeveynlerinin sabrını zorlayabilirler. Kayıp konusunda hassas oldukları için ebeveynin hastalığı, ölümü ve boşanması gibi olaylarda zorluklar yaşarlar. Doğum günlerinde öz ebeveynleri tarafından hatırlanma beklentisi içine girebilirler. Evlat edinilmiş olmasıyla ilgili yetersizlik duyguları ortaya çıkabilir.Bazı çocuklarsa tam tersine evlat olarak alınmış olmayı bir şans olarak görüp olumlu karşılayabilirler.Durumu kabullenip arkadaşlarıyla paylaşabilirler veya aile arasında sır olarak kalması tercih edilebilir.Çocuğun gösterdiği tepki yetiştiği ailenin çocuğa durumu anlatma şekli ve tutumuyla da çok ilişkilidir.

Ergenlik dönemi farklı sorunları beraberinde getirir ve gence gerçeğin açıklanması açısından riskli bir dönemdir. Genç gerçek ebeveynlerinin nasıl insanlar olduklarını merak eder. Bir kaza sonucu mu dünyaya geldikleri, ebeveynlerinin sorumsuz kişiler mi, yoksa bakım veremeyecek durumda mı olduklarına ilişkin sorular gündeme gelir.Biyolojik anne babasının kim oldukları, şu anda ne yapıyor oldukları, kime benzediklerini düşünürler.Bazı ergenlerde biyolojik ebeveyni bulma fantazileri ortaya çıkabilir. Tekrar terk edilme kaygıları gündeme gelebilir.Ergenlik zaten fırtınalı bir dönem ve çocuk ve ebeveyn çatışmasının daha belirgin olduğu bir dönem olması sebebiyle yaşanan tartışmalar sonucunda genç anne babasını evi terk etmekle tehdit edebilir.

Genç yetişkinlikte de benzer soru işaretleri kişinin kafasını kurcalamaya devam eder. Bazıları hiçbir zaman biyolojik ebeveyni arayıp sorma arzusu duymazken, bazıları bazı soruların cevabını bulmak amacıyla bir arayış içerisine girebilirler. Kardeşleri olup olmadığını merak edip onlarla görüşmek isteyebilirler.Gerçek akrabası ile bilmeden evlenme korkusu gündeme gelebilir. Eğer biyolojik ebeveynin kim olduğu biliniyorsa ki akrabalar arası evlatlık verilme durumunda zaten bilinmektedir, kişi kardeşleriyle ve öz anne-babasıyla görüşebilir ama gerçek ailesi olarak yetiştiren anne- babasını görür.Evlat edinilen çocuk kadar evlat edinmiş olan ebeveyn için de birtakım zorluklar ortaya çıkmaktadır.Çocuğun öz anne babasının bilinmediği veya kısmi bilgi sahibi olunduğu durumlarda çocuğun genetik geçişli bir hastalığa sahip olup olmadığı, eğer varsa olumsuz kişilik özelliklerinin ilerde çocukta ortaya çıkıp çıkmayacağı gibi korkular duyulabilir. Akrabalar arası evlat alma durumlarında gerçek anne baba bilindiğinden bu konuda daha az zorluk yaşanır. Bazı aileler çocuğun öğrenmemesi için bulundukları yerden taşınırlar.

Çocuğun yaşı ilerledikçe aile söyleyip söylememek konusunda kararsızlığa kapılabilir. Çocuğun öğrendiğinde artık kendilerini eskisi gibi sevmeyeceğinden endişe edebilirler. Ama çocuğun böyle bir gerçeği başkasından duyması doğru değildir. Çocuğa durumun ne zaman söylenmesi gerektiği ile ilgili kesin bir zaman olmamakla birlikte en doğru yaklaşım çok geciktirmeden, hem çocuğun hem ebeveynin hazır olduğu bir dönemde ve çocuğa en doğru dille anlatılarak durumun açıklanmasıdır. Gerekirse uzman desteği alınmalıdır.Evlat edinen ebeveyn çocuğu hem sevmeli, hem de iyi bir rehber olup, doğru bir şekilde yetiştirmelidir. Çocuğa aşırı sevgi gösterilerinde bulunarak, disiplin konusunda hata yapılmamalıdır. Ebeveyn kendi yüksek beklentilerini çocuğa yansıtmamalıdır. Gerçek anne babalarıyla ilişkili olumsuz tasarımlar oluşturmalarına izin verilmemelidir. Çocuğun olumsuz davranışlarında biyolojik ebeveyn suçlanmamalıdır.

Uzm. Dr. Gökçe Küçükyazıcı
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi



http://www.ergenlik.org/
http://www.cocukpsikiyatrisi.net/
http://www.cocukvegenc.com/
http://www.dikkat-eksikligi-tedavisi.com/
http://www.dikkat-eksikligi.net/
http://www.cocuk-psikolojisi.com/

SORUMLULUK BİLİNCİ

SORUMLULUĞUMU BİLİYORUM

I. Sorumluluk Nedir, Nasıl Kazandırılır?

Geleceğin sorumlu yetişkinleri çocuklarımızın, sorumluluk sahibi olmalarını istiyoruz. Kendi kendine yetebilen, bağımsız, üretken bireyler olarak yetişmesini, eğitimine önem vermesini, ödevlerini zamanında yapmasını, iyi notlar almasını, giyimine ve temizliğine özen göstermesini, basit ve küçük ev işlerinde yardımcı olmasını, başkalarına saygılı olmasını ve hata yaptığında fark edip düzeltmelerini bekliyoruz. Listeyi istediğimiz kadar uzatabiliriz. Bazen çocuklarımızın küçücük omuzlarına kocaman kocaman yükler biniyor bazen de hiç sorumluluk taşıyamıyorlar. Çok yükümlülük veren anne-baba kadar hiç sorumluluk vermeyenlerde hatalı davranmaktadır. Aile yaşamı genel bir denge üzerinde, kararında olmalıdır. Sorumluluk doğuştan getirilen değil, öğrenilen bir kavramdır. Sorumluluk duygusu, bebeklik ve çocukluk döneminden itibaren kazandırılmalıdır. Bu duygunun kazandırılmasında aile içi iletişim, aile içindeki çocuğa olan tavır, uygulanan disiplin anlayışının (kararlılık ve tutarlılık) rolü büyüktür.




Çocuk iletişim kurabildiği andan itibaren sınırlarının farkında olmalıdır. Yemek yeme, tuvalet alışkanlığı, uyku saati gibi temel alışkanlıkları okul dönemi öncesinde kazanması gerekir. Sorumluluk öğrenilebilen bir beceri olduğundan, çocuklara yaşlarına ve yeteneklerine uygun sorumluluklar verilip sonuçlarını görmesine izin verilmelidir. Anne-baba çocuğun yanlış kararlar verebileceğini düşünüp onların yerine karar vermektense, uygun yemek, kıyafet seçimi, ya da ne kadar harçlık alıp harcayacağı yönünde kontrolü çocuklara bırakabilirler.

Örneğin, birçok yemek içinden hangisini/hangilerini isteyip istemediği sorulabilir ve tercih hakkı çocuğa bırakılabilir ya da yemeğini döke saça da yese kendi kendine yemesine izin verilmelidir. Ayrıca kendi oyuncaklarını, yatağını toplaması da beklenebilir. Yaşına ve cinsiyetine göre de sofra hazırlamak veya araba yıkamak gibi ev işlerinde de yardımcı olabilir. Yeterli “sorumluluk” çocukları cesaretlendirir ve özgüvenlerini geliştirir, paylaşma ve başarma duygularını tatmin eder. Böylece çocuk, ileriki yaşamında, kendi hayatıyla ilgili konularda karar verme ve sorumluluk alma becerisini öğrenecektir. Sorumluluk, çocuğun yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun olarak görevlerini yerine getirmesi gibi aynı zamanda kendini başkalarıyla paylaşması, kendinden ödün vermesi olarak da tanımlanabilir.

A. Sorumluluk sahibi çocukların gösterdiği davranışlar:
- İşlerini kendi başına halleder, yük olmaz.
- Üstüne düşen görevleri kendi başına yapar.
- Yaptığı hatalardan kendini sorumlu tutar ve başkalarını suçlamaz.
- Hak etmediklerine sahip olmak istemezler.
- Başkalarının haklarına, duygu ve düşüncelerine karşı saygılıdırlar.
- Mutlu, uyumlu ve başarılıdırlar.


B. Sorumsuz çocukların gösterdiği davranışlar:
- Üzerine düşen görevlerin farkında olmadığı gibi, yerine getirmekte istemez.
- Kendi işlerinin başkalarının tarafından yapılmasını bekler.
- Başkalarına yük olurlar ve başkalarını suçlarlar.
- Kendi duygu ve düşüncelerinin arkasında durmazlar.
- Başkalarının haklarına, duygu ve düşüncelerine saygı göstermezler.
- Kendi görevlerini yerine getirmediği gibi başkalarına olan görevlerini de yerine getirmezler.
- Uyumsuz, tembel ve bencil olurlar.

C. Bağımsız oyun oynamasının yararları:
- Kendi kendine bir şeyler yapabilen çocuk bağımsızlığa adım atmış demektir ve desteklenmelidir. - Kendi kendine oynayan çocuğun, ilgisiz kaldığı anlamına gelmemektedir. Bir yetişkinin denetiminde, belli sürede yalnız oynaması için uygun ortamlar yaratılabilir. Çocuğun bağımsız oyun oynamasının birçok yararı vardır: eğlendirici ve dinlendiricidir, bağımsızlığı öğrenmesini sağlar, hayal gücünü geliştirir, dikkat süresini arttırır, problem çözmesine yardımcı olur, kişilik gelişimini destekler, becerilerinin gelişmesini sağlar, ailenin kendi zaman ayırmasını arttırır.

II. Çocuk Yetiştirmede Anne-Baba Tutumları ve Kişilikleri

Çocuğun yüksek benlik saygısına sahip, kendi kendini yönetebilen, doyumlu bireyler olarak gelişmeleri, büyük ölçüde onlara sağlanan fırsatlara ve yaklaşımlara bağlıdır. 3 tür tutumdan bahsetmek mümkündür: a. Aşırı koruyucu ve müdahaleci anne-baba tutumu, b. Aşırı otoriter ve baskıcı anne-baba tutumu, c. Eşitlikçi ve demokratik anne-baba tutumu

A. Aşırı koruyucu ve müdahaleci anne-baba tutumu:

Koruma, kollama, himaye etme normal bir dürtü, anne-babalar için normal davranışlardır. Ancak koruma, kollama çocuğun kendini gerçekleştirmesini engellememelidir. Bu tür anne-babalar, çocuğun çalışkan, başarılı ve anne-babasına bağlı olmasını bekler. Bu aşırı koruma ve müdahale etme davranışı erken çocukluk döneminden başlayarak ileri yaşlara kadar devam edebilir. Bu şekilde yetişen çocuklar devamlı olarak bir yetişkinin koruma ve kollamasına ihtiyaç duyar, özgüvenleri zayıf, sorumluluk almaktan çekinen, zayıf kişiliğe sahip bireylerdir.

B. Aşırı otoriter ve baskıcı anne-baba tutumu:

Bu tutumun özelliği anne-babanın çocuğun üzerinde kurduğu baskıdır. Ebeveynler, çocuklarına hâkim olduklarına inanırlar. Onlar için itaat esastır. “Çocuklarım için en iyisini istiyorum” ifadesi çarpıtılarak “çocuğumun en iyi olmasını istiyorum” ifadesine dönüşmüş olabilir. Otoriter anne-baba, çocuğun davranışlarını değerlendirir, kontrol eder, şekil verir ve çocuğun tavırlarına standartlar koyar. Bu tutuma göre anne-babanın yaptığı doğrudur.

C. Eşitlikçi ve demokratik anne-baba tutumu:

Bu tutuma göre anne-baba çocuğuna insan olarak saygı gösterir, gelişim basamaklarını izler ve ona uygun davranır. Her çocuğun kendine has biricikliğini kabullenir. Aile içinde özgürce gelişmesine, yeteneklerini açığa çıkarmasına izin verir. Çocuğun barınma, beslenme, korunma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamanın yanında ona “sevgi” gösterir.

İpucu: Yapılan araştırmalara göre, anne-babaların çocuklarını denetlemek için ikna etme yolunu kullanmaları ve destekleyici tutum içinde olmaları halinde, çocukların sağlıklı iletişim kurduklarını göstermektedir.

III. Sorumluluk Eğitiminde Ailelere Öneriler

Sorumluluk, anne-babaların kendi sorumluluklarının bilinciyle hareket etmeleridir. Kendi sorumluluğunu taşıyamayan anne-babalar, çocuklarından da sorumluluk taşımalarını bekleyemezler. Bu sebeple, öncelikle anne-babalar kendi yükümlülüklerini yerine getirmelidir.

- Çocuğa kendi kendine yetmeyi ve yönetmeyi öğretmek gerekir.
- Çocuğun yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar verilmelidir. Başarması durumunda desteklemek, sorumluluğunu bildiğinde ödüllendirilmelidir.
- Çocuğa güvenmeli ve seçim yapmasına izin verilmelidir.
- Çocuğun gösterdiği çabalara saygı duyulmalıdır.
- Görev ve sorumluluğunu bilmesi, yaptığı hareketlerin sonuçlarını değerlendirmesi ve bu hareketlerinin diğer insanlarını nasıl etkilediğini görmesini sağlamak gerekir.
- Onun için kararlar vermek yerine, kendi başına düşünmesini ve sorununu çözmesine imkân tanımak gerekir. Sadece gerektiğinde müdahale edilmelidir.
- Çocuğun sorumluluk almayı istemesi durumunda, hevesini kırmadan, sorumluluğunu yerine getirmesine destek ve yardımcı olmak gerekir.
- Çocuklar sevildiğini bilmek ister. Olumsuz davranışlarının altında bile sevildiğini hissetme ihtiyacı duymaktadır. Ailede şunu yaparsan seni severim gibi asla pazarlık yapılmamalıdır. Her ne yaparsa yapsın her zaman seveceğinizi göstermelisiniz.
- Çocuklara karşı kararlı ve tutarlı davranışlar gösterilmelidir. Disiplini sağlamak için gereksiz yasaklar koymamak gerekir. Kurallar net ve sabit olmalıdır. Kurallara uyulmazsa neler olabileceği hakkında çocuk bilgilendirilmelidir.
- Övgü gereklidir, duygularınızı ifade edin.
- Anne-babalar bir zamanlar kendilerinin de çocuk olduğunu ve onlarında düşünceleri olabileceğini unutmamalıdır.
- Zamanı planlarken seçebileceği alternatifler sunun. (yemek saati, televizyon saati vb.)
- Umulmadık bir zamanda, hatalı davrandığında hemen tepki göstermek yerine ne kadar hayal kırıklığına uğranıldığı söylenebilir ve yaptığı şeyin sonuçlarının neler olabileceği belirtebilir.
- Çok sorumluluk veren anne-baba kadar hiç sorumluluk vermeyen anne-baba da hatalı davranmaktadır.
- Erken yaşlarda kazandırılan sorumluluk, çocuğa mutluluk, güven ve gelişme getirir.
- Güvenlik eğitiminde, çocuğa bakış, verilen değer ve duyulan güvenin etkisi büyüktür.

A. Çocuğun özsaygısını geliştirmenin yolları:
- Erken yaşta başlamak.
- İyi davranışlarının farkına varmak.
- Neyi yapamadığının değil neyi yapabildiğine odaklanmak.
- Şu anda görünmüyor olsa da her çocuğun benzersiz ve gizli yetenekleri olabileceğini unutmamak.
- Düzenli olarak, ne için olduğunu da belirterek övmek.
- Özel anlar yaratmak, iyi anları paylaşmak
- Bol bol oyun oynamak, eğlenmek.
- Şefkat göstermek.
- Bol bol birlikte gülmek.
- Bolca kucaklamak.
- Düşmanca duygulardan ve suçlamalardan uzak durmak.
- Sınırları belirlemek.
- Başarılabilir uygun hedefler belirlemek.
- Açık emirler vermek.
- İyi davranışları ödüllendirmek.
- Motive etmek.
- Çocuğu dinlemek.
- Çocuğa saygılı olmak.
- Tutarlı olmak.
- Başarıları birlikte kutlamak

B. İyi davranışları ödüllendirme:
- Küçük çocuklar somut, hemen sahip olabilecekleri ödülleri isterler.
- Yaşına uygun ödüller seçilmelidir.
- Kötü davranışlarını görmezden gelin.
- Sınırları belirleyin.
- Rüşvete yenik düşmeyin.
- Huzur elde edebilmek için boyun eğmeyin.

C. Ev kuralları:

- Evdeki kurallar konusunda net olun ve evde herkesin buna uymasını sağlayın.
- Evdeki tüm yetişkinler bu kurallardan ve ödüllendirmeden memnun ve hemfikir olmalıdır.
Çok fazla sayıda kural koymak yersizdir. Birkaç gerekli kural yeterli olacaktır. Daha önemsiz konularda hoşgörülü olunabilir. Örneğin, ödevini bitirmeden televizyon seyretmesine müsaade etmemelisiniz. Ama etrafı dağıtmasına toplamak kaydıyla izin verebilirsiniz.
Yaşça daha büyük çocuklar kurallar konusunda pazarlık yapmak isteyecektir. Onlar için nelerin önemli olduğunu dinleyin.
- Kurallara karşı gelmenin sonucunda ne olacağını belirtin. Bakıcı, anneanne-dede gibi ev dışındaki diğer bireylerin bu sonuçlara uymasını sağlayın.
Kurallar konusunda çok önemli ve daha az önemli olanları ayırt edin ki sürekli “hayır” diyormuş gibi görünmeyin.

Mine Çelik
Psikolojik Danışman

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
www.cocukvegenc.com

BOŞANMA


Boşanma çocuklar için oldukça zor bir olgudur. Aslında bir çeşit şok olduğu söylenebilir. Çocuk için sanki ölüm yaşanmış kadar zor olabilir. Ancak ölümde bir kesinlik vardır. Boşanmada ise ebeveyn hem vardır, hem de ona ulaşmada güçlükler yaşanabilir. Bu durum çocuk açısından oldukça zorlayıcıdır. Bir yas süreci olarak değerlendirilebilir. Bu süreç yaklaşık 4 ile 12 hafta kadar sürer. İlk tepki olarak çocuklar genellikle anne babanın arasında sorunlar olduğunu, mutsuz olduklarını ve boşanmanın gerekçesini anlamayabilir. Dolayısıyla boşanma, çocuğa keder, şok, yalnızlık, utanç yaşatabilir. Çocuklar erişkinlere göre daha benmerkezci olduklarından her şeyi kendilerine yorma eğilimindedirler.
Bu nedenle; Bana ne olacak?, Nerede kalacağım? vs. gibi soruları sorduklarına sıkça rastlanır.Küçük çocuklarda taraf tutma da gözlenebilir ama bu sıklıkla yetişkinlerin davranışlarının ve tutum hatalarının yansımasıdır. Boşanma, çoğu çocuğu etkiler ama bunun sonucunda mutlaka sorunlu olacaklar anlamına gelmez. Çocuğun tepkisi ve ne düzeyde zorluk yaşayacağı, ekonomik durum, çocuğun yaşı, her iki ebeveynin problem çözme yeteneği , her iki ebeveyne ulaşma kolaylığı, üçüncü şahsın varlığı ve yaşanan sorunların şiddetine bağlıdır.

Yuva öncesi ve çocuklar bebekler duygularını özel olarak ifade edemediklerinden sıklıkla bedensel tepkiler verirler. Uyku ve tuvalet düzensizlikleri ve davranışlarında değişiklikler gösterebilirler. Eskiye göre daha huysuz olabilirler.

6-10 yaş grubu çocuklar boşanmayı çok sancılı geçirebilirler. Çünkü hayal kurup reddetmeler vardır. Gerçeklerin farkındadırlar ama sorumlu olmadıklarını bilecek kadar olgun değildirler. Ayrıca olayın sonuçlarından kendilerini soyutlayacak kadar da bağımsız değildirler. Bu yaşlarda giden ebeveyn çok özlenir. Tekrar birleşme için ümit çoktur.Ön ergenlik ve ergenlik döneminde kızgınlık , tereddüt, kararsızlık, normal tepkilerdir. Bu kızgınlık, kararsızlık ve şüpheyi başarıyla gizlerler. Ergenlik dönemi evre olarak, ebeveynden ayrılma ve bağımsızlaşma zamanıdır. Ayrıca, çevrenin ve sosyal kabulün önemli olduğu bir devredir. Boşanma zor bir döneme rastlamıştır. Bir ebeveynin tarafını tutma gereği hissederler. Yeni ailenin kurulmasında baş rolü üstlenirler. Bazıları ise, sorun yaratmaya çalışır. Asıl nedeni, disiplin ve sorumluluktan kaçıştır. Olabildiğince bağımsızlığı ele almak isterler.
Mürvet Ülkü
Psikolog
Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışma ve Psikiyatri Merkezi
www.cocukvegenc.com